ABD VE İSRAİL KÜRTLERİ NEDEN SATTI
.

M.SALİH GEÇKEN
vanradikal@hotmail.com -Arz-ı Mevud’un Gölgesinde Kürt Devleti Mümkün Mü?
“ABD Kürtleri Şara için sattı” söylemi, yüzeysel bir yorum olmanın ötesine geçemeyen mesnetsiz bir değerlendirmedir. ABD ve İsrail’in, bugüne kadar sözde IŞİD’le mücadele kapsamında tüm taleplerini yerine getiren ve en az 20 bin kayıp veren ayrılıkçı Kürtleri yalnızca “Suriye’nin bütünlüğü” adına gözden çıkardığı iddiası, jeopolitik ve teopolitik gerçekleri görmeden yapılan yorumlardır.
Bu iddiayı kabul etmek; Siyonizm’in Arz-ı Mevud hedefinden, Evangelizmin ise Armagedon (Kıyamet Savaşı) inancından vazgeçtiğini varsaymak anlamına gelir. Bu ise, Mümin Müslümanların Allah’ın emirlerinden vazgeçmesi kadar mümkün olmayan bir durumdur.
Tarihi bilmemek bir eksiklik olsa da zamanı-süreci-gelişmeleri okuyamamak çok büyük kayıplara yol açar. Türkiye’de başlayıp bölgeye yayılan PKK ve yan örgütlerinin, yüz binlerce Kürdün ölümünden başka bir sonuç üretememiş olmasının temel nedenlerinden biri; sosyalist kimlikleriyle emperyalist güçlerle kurdukları yapısal bağımlılık ilişkisidir. Kürtlere kimlik dahi vermeyen Baba Esad’la Orta Doğuya ayar verme planı gib absürt şeyler. . Bu konu başlı başına ele alınmalıdır; bu yazının ana ekseni olmadığı için başka bir yazıda değinmeyi düşünüyorum.
İsrail’in Arz-ı Mevud hedefi, aynı zamanda ABD’de son derece etkili olan ve yaklaşık 100 Milyon takipçisi bulunan Evanjelik (Siyonist Hristiyan) inancının vazgeçilmez dogmasıdır. ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin arka planında, yalnızca stratejik çıkarlar değil, bu dini beklentiler de bulunmaktadır.
Evanjelik inanca göre Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez inmesi, Yahudilerin Arz-ı Mevud hedeflerinin gerçekleşmesine ve Armagedon Savaşı’nın yaşanmasına bağlıdır. Bu iki şart gerçekleşmeden Mesih’in dönüşü mümkün değildir. İnançlarına göre, Hz. İsa’nın bir an önce gelmesi için bunların hayatı geçmesi gerekir. Yahudi inancında ise Davut soyundan bir kurtarıcının gelişi esastır.
Bu inanç ve hedefler doğrultusunda Hizbullah ve Hamas’a destek veren Irak, Libya ve Suriye etkisizleştirilmiş; geriye yalnızca İran kalmıştır. Suriye’de yaşanan gelişmeler sonrası Hizbullah ve Hamas’a giden lojistik hatlar kesilmiş, bugünkü tablonun ortaya çıkmasında bu üç ülkenin zayıflatılmasının belirleyici etkisi olmuştur.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik planlamasında PKK/YPG/SDG’nin katkısı, Suriye’de kurulması planlanan Sünni/Selefi Arap devleti kadar faydalı olmayacaktır. Bu nedenle ABD’nin bugün için öncelikli müttefikinin Şara yönetimi olması şaşırtıcı değildir. Şara merkezli yeni Suriye yapılanması, aynı zamanda İran’ı çevreleyecek Sünni/Selefi bir kuşak anlamına gelmektedir.
IŞİD unsurlarının Irak’a yönlendirilmesi ise, İran’a yönelik olası bir saldırıda kullanılacak “sözde sivil altyapının” oluşturulması amacını taşımaktadır. Bu bağlamda IŞİD’in yeni misyonu, Şii İran’a karşı konumlandırılmaktır. SDG ise bu yeni planlamada işlevi azaldığı için şimdilik “yedekte tutulan” bir yapı konumundadır.
Karayılan’ın açıklamalarındaki ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’ya yönelik sitem; SDG’li sözde komutanların İsrail’den bekledikleri desteği alamamaları karşısında yaşadıkları şok; kendisini şeyh olarak tanıtan (Yahudi Kürt olma ihtimali yüksek) figürün açıklamaları, kurulan ittifakın fiilen ifşa edilmesidir. Bu süreçte ABD, İsrail ve Batı, ayrılıkçı Kürtleri yalnız bırakmış ve destek vermemiştir. Peki bu Şara için mi yapılmıştır? Elbette hayır.
Devlet Bahçeli’nin İran’a yönelik olumlu açıklamaları ve İran’daki, bugüne kadar ABD’ye yakın duran Azerilere yönelik uyarıları, Türkiye’nin bu planlamalara karşı geliştirdiği stratejik refleksler olarak okunabilir. Türkiye’nin Suriye’yi ve Şara’yı bütünüyle ABD ve İsrail eksenine bırakması, İran’ın yıkımını kolaylaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.
İran’ın yıkımı ise Siyonizm ve Evangelizmin nihai hedefi olan Türkiye’nin parçalanması yolunda son büyük adım olacaktır.
Kanaatime göre Türkiye’nin mevcut politikası, İran’ın parçalanmasını engellemek, Kürtleri Yahudi Kürt elitlerin denetiminden çıkarmak, Siyonist Yahudi ve ABD’li Evangelistlerin teopolitik planlarını boşa çıkarmaktır.
Bu kolay mı? Hayır. Son derece zor. Her şeye rağmen Erdoğan ve Cumhur İttifakı direnecektir.
En büyük tehlike Erdoğan’sız Türkiye olacaktır. Erdoğan’sız bir Türkiye, bu coğrafya için “felaketin yüzyılı” ihtimalini hızlandırabilir.
Görünen o ki ABD ve İsrail’in mevcut planlamalarında Türkiye ayağı, Erdoğan’sız bir Türkiye senaryosu üzerine inşa edilmiştir.
Azıcık düşünen her Kürde sormak gerekirse; Arzu Mevud sınırları içinde yer alan Filistin, Suriye, Ürdün, Irak, İran ve Türkiye'deki toprakları almak için her türlü planı yapanlar, bu topraklara ne diye KÜRTLERE versin?
