ŞİDDET BİR SONUÇTUR SEBEPLERİ OKUMALIYIZ
,

EBRAR GEÇKEN / PSİKOLOJİK DANIŞMAN
-
Davranışı Değil, İhtiyacı Görmek
Çağların Ruhu uyarısı, yaşanan dönemin tehlikelerine de dikkat çeker. Hz. Ali'nin, "Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin" uyarısı, çağın, yaşanılan coğrafyanın ve zamanın etkilerine dikkat etmeye yönlendirir. Benim de içinde bulunduğum şu ankı jenerasyonun istem ve pratikleri büyüklermizden farklı olmasının en önemli nedeni karşılaştığımız uyarıcıların farklı olmasında kaynaklanmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle iyi kötü her türlü bilgiye ulaşım kolaylaştığı gibi kötü niyetlilerin gençlere de ulaşımını kolaylaştırmıştır. Sitem etmek yerine erken tedbir en önemli yöntemlerden biri olarak kabul edilebilir.
Okullarda yaşanan olayları sadece “kötü davranış” olarak etiketlemek, bizi çözümden uzaklaştırır. Unutmamalıyız ki, görülmeyen her duygu bir gün davranış olarak karşımıza çıkar. Ve biz yetişkinler olarak çocukların davranışlarını değil, ihtiyaçlarını okumayı öğrenmediğimiz sürece bu olaylar devam edecektir.
Son haftalarda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’dan gelen haberler, sadece eğitim camiasını değil, evlatlarını okula gönderen her ebeveynin yüreğini dağladı. Okul binaları bizim için sadece bilgi aktarılan mekanlar değil; çocukların kendilerini en güvende hissetmesi gereken, sosyalleştikleri ve kimlik kazandıkları kutsal alanlardır. Ancak yaşanan bu son olaylar, bu güven kalesinin ciddi çatlaklar oluşturdu. Yürek yakan ve büyük acılara neden olan bu dramı haberleştirme ve toplumla paylaşma yöntemi çokta sağlıklı olmamıştır. Sanki okullar şiddet sarmalı içinde debelenmekte gibi bir algıya neden oldu.
Konumuza dönecek olursak, Kahramanmaraş’ta yaşanan şiddet olayının anlık bir patlamadan öte, kontrol edilmesi gereken ve uzun süredir biriken sorunların sonucu olduğunu gördük. Psikolojik rahatsızlıkların en büyük etken olarak karşımıza çıkması; okullarda yaşanan akran zorbalığı, sosyal dışlanma, aile içi çatışmaların dijital dünyayla harmanlanması ve şiddetin bir çözüm yöntemi olarak normalleştirilmesi, bu trajedilerin zeminini hazırlamaktadır.
Özellikle sosyal medya üzerinden yayılan nefret söylemleri ve saldırı tehditlerinin (yakın zamanda 67 kişinin bu sebeple gözaltına alınması durumun ciddiyetini kanıtlar nitelikte) gençler üzerindeki manipülatif etkisi göz ardı edilemez.
"Güvenlik" Sadece X-Ray Cihazı Değildir.
Evet, fiziki güvenlik önlemleri elzemdir ancak bir okulu gerçekten güvenli kılan şey, o okulun içindeki psikolojik iklimdir.
Önleyici Rehberlik: Okul psikolojik danışmanlarının (PDR) yükü hafifletilmeli; rehberlik servisleri sadece evrak dolduran değil, öğrencinin kalbine dokunan, riskli davranışları erkenden sezen aktif birimler haline getirilmelidir.
Duygusal Okuryazarlık: Çocuklarımıza öfke kontrolünü, çatışma çözme becerilerini ve empatiyi matematik kadar ciddiyetle öğretmeliyiz.
İş Birliği: Okul-aile-toplum üçgeni kopmuştur. Velinin okula sadece "hesap sormaya" veya "çocuğu teslim etmeye" geldiği bir modelde güvenliği sağlayamayız.
Erken müdahale sistemleri kurulmalı: Risk altındaki öğrenciler erken dönemde fark edilmeli.
Psikolojik danışman sayısı artırılmalı: Her okulda erişilebilir destek sistemi olmalı.
Öğretmenler desteklenmeli: Sınıf içi kriz yönetimi ve duygusal farkındalık konusunda güçlendirilmeli.
Haberleşme biçimimiz de en az olaylar kadar kritik. Şiddetin detaylarını dramatize ederek sunmak veya faili odak noktası haline getirmek, "taklit suçları" tetikleyebilir. Ruhsal açıdan kırılgan gençler için bu içerikler birer rehber niteliği taşımamalıdır.
Sonuç Olarak:
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da kaybettiğimiz canların acısı tazeyken, sadece yas tutmak yetmez. Okulları metal dedektörlerle çevirmek yerine; çocukların anlaşıldığı, dışlanmadığı ve şiddetin bir dil olarak kabul görmediği bir ekosistemi el birliğiyle inşa etmeliyiz. Unutmayalım ki; sevgi ve ilginin giremediği her yere şiddet sızar.


