Van YYÜ'de Mescit Tahammülsüzlüğü
.

VANLININ NOT DEFTERİ
-(VANLININ NOT DEFTERİ BİR KİTAP ÇALIŞMASIDIR)
DÜNDEN BU GÜNE VAN YYÜ
Van YYÜ'de Mescit Tahammülsüzlüğü
1980 yılında kurulan Van YYÜ'nün 2011'e kadar topraktan tepeciklerin, yığınların ve deve dikenlerinin işgali altında olduğu bir yerleşke olduğunu söylemek bugünkü tablo karşısında inanılır gibi olmasa da Prof.Dr. Peyami Battal’a kadar maalesef öyle bir yerleşkeydi.
Hüseyin Çelik’in Millî Eğitim Bakanlığı döneminde, dönemin rektörü Yücel Aşkın’a yönelttiği eleştirilerden birinin, kampüsün bu bakımsız hâli ve deve dikenleriydi. İdeolojik baskının tavan yaptığı bir dönemde, deve dikenleri Van YYÜ’de neredeyse tüm alanı kapladığı bir dönemdi. İrticayla mücadele iddiasıyla İslam'i hassasiyetlerini korumaya çalışanlarla uğraşanlar, Üniversite kampüsünü saran deve dikenlerini temizleyerek kampüs yerleşkesini yeşillendirmeyi muhtemelen akıllarında bile geçirmemişti.
Battal öncesi Van YYÜ yönetiminin, kentle bütünleşme, kent insanın değerlerine saygı gösterme gibi hassasiyetler yoktu. Demokrat bir kişiliktir söylemiyle tanıtılan Yücel Aşkın'ın Rektörlük binasında namaz kılmak ayrılmış küçük odaya ayakkabılarıyla girip "Devletin halısı üzerinden namaz kılınmaz" tepkisinden sonra "kapatın" talimatı hayal kırıklığı oluşturmuştu. Süleyman Yeşilyurt'un Ermeni torunu olarak yazdığı Aşkın, küçük bir odanın namaz kılmak için kullanılmasına tahammülsüzlüğü toplumsal algıda, “Aşkın'ın demokratlığı Müslümanları kapsamıyor" şeklinde yer almıştı. İslam'a fobik psikoloji, ideolojik motivasyonla hareket eden beyinleri esir almış; namaz kılmak isteyenlere birkaç metrelik halıfleks çok görülürken, devletin malı, hayallerindeki dünya cennetlerinin metası olmuştu.
Yücel Aşkın ve Hasan Ceylan dönemlerinin halktan kopukluğu, İslami kesime yönelik psikolojik baskılar, üniversitenin kendi içine kapanması, iyi bir yöneticiye duyulan özlemi büyütmüştü. Baskı dönemlerinin ardından Van YYÜ’ye atanan Prof.Dr. Peyami Battal bu özlemi karşıladı, denebilir. Önceki dönemlerde yaşanan kötü günler geride kalmış, hassasiyetlerini korumaya çalışanların fişlenme endişesi azalmıştı. "Selamün Aleyküm" demek fişlenmek için yeterlidir, algısı kaybetmiş; gönüllü muhbirlik yapanların kaypaklıkları kendilerine kara bir leke olarak kalmıştı.
Rektör Battal’ın eşinin şehir merkezinden minibüsle Kampüs yerleşkesine gelmesi, Battal’ın mesai dışında kendi aracını kullanması, davet ettiği basın mensuplarına verdiği kahvaltının hesabını cebinden ödemesi, kendinden önceki dönemlerde görülmeyen güzelliklerdendi. Aşkın ve Ceylan döneminde bunların olması imkânsız pratiklerdi. Yücel Beyin ve eşinin ayrı ayrı korumaları olduğu gibi Aşkın ailesine hizmet için bir personel ailesiyle birlikte konakta kalıyordu. Çok masraflı misafirlerin hesapları da üniversiteden ödenmekteydi.
Bugün belki de küçük gibi görünen ama zamanında büyük bir yorgunluğa neden olan detaylar, toplumda algıda büyük öfkelere neden olmuştu. Zafer isimli bir akademisyenin "Üniversite'de camimi olurmuş" hoyratlığı, sözde sanatçı denen bir kötünün, Yaradan hakkında yaptığı yorumlar, zihniyet farkından öte İslam’ı değerlere düşmanlığın resmiydi. Öğrencilere yaklaşımda ideolojik ayrım olduğu hep konuşulurdu. Öğrencilerin rektörle görüşmesi çokta mümkün değilken, Peyami Battal rektör olduğunda cep telefonu numarasını tüm öğrencilere verecek kadar cesur bir yöneticiydi. Depremden sonra öğrencilere yurtta kalmaktan korkan öğrencilere cesaret vermek için onlarla birlikte öğrenci yurdunda yattığını çok az kişi bilir. Battal, ulaşılmaz biri değil, erişilebilir bir yönetici olmayı tercih etti.
Belki de en çarpıcı örneklerden biri olarak şunu aktarabiliriz Kürtlere hakaret ettiği iddiasıyla linç edilmek istenen bir öğrenciyi öğrenci yurdundan bizzat gidip alması, onu linç etmeye kalkışan kişilerle makamında yüz yüze getirerek olayın yanlış anlaşıldığını ortaya koyması ve muhtemel bir cinayeti önlemesiydi. Bunlar önceki dönemlerde görülmesi mümkün olmayan güzelliklerdi.
Cumhuriyet mitinglerinin sürdüğü, hükümeti devirmeye yönelik girişimlerin her alanda zemin aradığı bir dönemde, Van YYÜ’nün de bu kaosun parçası yapılmak istendiği konuşuluyordu. Ceylan döneminde, Van YYÜ’de İslami kesimin düzenlediği bir yürüyüşün provoke edilerek ölümle sonuçlanabilecek bir olay zincirine dönüştürülmesi ve bunun Türkiye genelinde bir “kelebek etkisi” yaratması planlandığına dair çok güçlü iddialar vardı. Türban yasağının en sert biçimde uygulandığı, askeri vesayetin üniversitelerde doğrudan hissedildiği bir atmosferde, yönetimin çekingenliği nedeniyle sorumluluğun büyük kısmı dönemin Genel Sekreteri Peyami Battal’ın omuzlarına kaldı. Rektör Ceylan ve yönetimi daha pasif durmayı tercih etmişti. Genel Sekreter Battal’ın sağduyulu, sakin ve akılcı yaklaşımı sayesinde bu tuzak boşa çıkarıldığı kanaati hakimdi. Kimliği belirsiz, yüzü kapalı kişilerin bir anda ortaya çıkması; Battal tarafından yapılan uyarılarla türbanlı öğrencilerin kimliklerini göstererek provokasyona gelmemesi, dönemin imamının uyarılması ve cuma hutbesinde daha hassas bir dil kullanılması, kötü planlı kişilerin provakasyonuna engel oldu. Battal’ın sağ duyulu ve bilinçli bir kriz yönetimi kötü niyeti pasivize etmişti. Türkiye genelinde türban meselesi büyük krizlere yol açarken, Van YYÜ’nün bu süreci görece daha az hasarla atlatmasının arkasında Peyami Battal’ın sağduyusu olduğuna şahit olanlardanım.
&&
Toplumsal ifadeyle, Van YYÜ'nün perme perişan dönemine dönecek olursak, Van YYÜ’yü deve dikenlerinden, tepeciklerden, molozlardan ve toplumda oluşan kötü algıdan kurtaran kişi Battal oldu. Battal’ın genel sekreterlik döneminde el attığı ve rektörlük döneminde yakından takip ettiği çalışmalar sonucu Van YYÜ yerleşkesi deve dikenlerinden kurtarılarak bu günkü yeşillikler oluşturuldu.
Van YYÜ’ye hizmet eden isimler arasında, Prof. Dr. Seyyit Şen’den sonra en kalıcı izi bırakan kişinin Peyami Battal olduğunu söylemek abartı değildir. Battal, “değişim konuşarak değil, çalışarak olur” sözünü fiilen hayata geçirmiş bir yöneticiydi. Battal'la kampüsün çehresi değişirken, üniversitenin ruhu da değişti. Kentle, kent insanıyla barışık ortak değerlerde bütünleşebilen bir yönetim anlayışı oluştu.
Çalışanlarına göre Battal'ı farklı kılan yalnızca yaptığı fiziki hizmetler değildi. Mütevazıydı, fikirlere açıktı, öğrencilerle iç içeydi. Temizlik görevlisinin bile rahatlıkla konuşabildiği bir yöneticiydi. Hükümet vekillerinin siyasi baskılara karşı personelini koruyacak kadar cesur, haksız talepler karşısında geri adım atmayacak kadar da ilkeli bir duruş sergiledi. Van YYÜ’nün halkla, STK’larla ve şehirle yeniden sıcak ilişkiler kurduğu bir dönem yaşandıysa, bunda onun payı büyüktür.
NOT: Bir kitap çalışması olan “Vanlı’nın Not Defteri” bu günkü yazısında Battal’la ilgili birkaç başlığı konu edinmiştir. Battal’la ilgili birçok bilgiyi "VANLININ NOT DEFTERİ" adlı kitapla paylaşmayı tercih ettiğimizi belirtmek isteriz.
