Yazı Detayı
16 Haziran 2016 - Perşembe 13:12
 
GÜÇLÜNÜN SAVAŞI MI, HAÇLININ MI?
Prof.Dr. Şakir Gözütok
 
 

Etrafımız alev topuna dönmüş. Yanan, parçalanan, ölen ve azgın sularda boğulanların ortak bir kimliği var: Müslüman olmak. 

Bu durumu izah eden nice yazıları okuduk. Hakikate işaret edenler de yok değil elbette. Bir gerçek var ki, İslam dünyasının örtülü ve adı açıkça konulmayan top yekûn bir savaşla karşı karşıya olduğudur.

1990’lı yıllarda dünya tek kutuplu hale gelmişti. Zira çift kutuptan birini temsil eden Sovyetler ve peyki durumundaki ülkelerin oluşturduğu Varşova Paktı, çöken Sovyetlerle birlikte yok olmuştu. Dünya Amerika ve yandaş ülkeler için cirit alanı haline gelmişti. 

Artık bu yeni duruma göre Amerika ve yanındaki ülkeler, yeni bir strateji geliştirmek zorundaydılar. 
Ne hikmete o yıllarda, Harvard Üniversitesi John M. Olin Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Amerika Savunma Bakanlığı danışmanı Samuel Phillips Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı bir makale (Foreing Affairs, 1993) kaleme alır. Özetle dünyada iki medeniyetin çatışması yani Batı ile İslam medeniyetlerinin çatışmasının kaçınılmaz olduğunu ve zaferin Batı medeniyetinin olacağını söyler. Türkiye’yi de çağdaşlaşamayan kararsız ülkeler arasında gösteren Huntington, onun yerinin de İslam medeniyeti olduğunu sözlerine ekler. 

Dünya Hungtington’un bu kitabıyla yeni bir şafağa uyandığını düşünürken, aslında geç uyandığının farkında değildi. Çünkü Huntington’dan çok önce, sonradan gündeme düşen ve tartışılan “Medeniyetler Çatışması” tezini ilk kez, 1957 Ağustos’unun son haftasında Washington D.C.’de bulunan Johns Hopkins School of Advanced International Studies’de düzenlenen bir konferansta, yine ABD’ye stratejik danışmanlık yapan bir başka isim olan Bernard Lewis, atıfta bulunmuştu. Bu konferansın tebliğlerini Philip W. Thayer, derleyerek Tensions in the Middle East’te (Baltimor: Johns Hopkins Press, 1958, ss. 50-60’da) basmıştı. Bu konuşma, daha sonra Bernard Lewis’in kaleme aldığı From Babel to Dragomas’ta (Oxford, 2004, s. 232-39’da) yeniden yayınlandı.

Francis Fukuyama da, “Tarihin Sonu” (1992) teziyle aynı minvalde bir kitap yazdı. Ona göre liberaller ile diğerlerinin savaşı tarihin sonunu getirecek ve zafer liberallerin olacaktı. Tabi liberallerden kast ettiği, Batı dünyası olduğunu belirtmeye gerek bile yoktur. 

Müslümanlara karşı cadı kazanının kaynatıldığı ve teorik altyapının hazırlandığı 1990’lı yıllarda yukarıda ismini zikrettiğimiz Bernard Lewis, “Müslüman Öfkesinin Kökleri” (“The Roots of Muslim Rage”, The Atlantic Monthly, September, 1990) adlı makalesinde fundamentalist İslami hareketlerin, yalnızca sekülarizm ve modernizmin düşmanı olmadıkları, bilakis bütün Hıristiyan dünyasının düşmanı olduğunu Batı dünyasına hatırlatıyordu.

Aynı yıllarda İngiltere Başkanı Margaret Thatcher’in İskoçya’da toplanan NATO Zirvesi’nde (7-8 Haziran 1990) söylediği 4 kelimelik cümle Batı’nın İslam’a neden bu şekilde davrandığının o günkü ilk mayasını çalıyordu: “Yeni Düşman İslam Dünyası.” Böylece NATO’nun düşman olarak gördüğü “kızıl çizgi”, “yeşil çizgi”ye dönüşüyordu. 

7-8 Kasım 1991 tarihinde NATO’nun Roma’da yaptığı toplantıda yeni bir strateji belgesi imzalandı. Bu yeni konsepte göre NATO, yeni bir mücadele alanı belirlediği bilinmektedir. Şüphesiz bu yeni düşman, Margaret Thatcher’in tavsiye ettiği düşmandı, yani İslam.

İki dünya savaşının bedelini ağır bir şekilde ödeyen Batı dünyası, artık kendi topraklarında savaş istemiyordu. Yeni savaş alanları da belirlenmiş oluyordu: Müslüman ülkelerin sahip olduğu coğrafya. Artık kan dökülen arena, yeni düşmanın topraklarıydı.

Her sabah gözünü alev saçan bombalarla çoğu çocuk olmak üzere yanan insan bedenleri ve alevler içinde kalan kendi evlerini seyrederek açan Müslümanların, neden gökten başlarına roket ve mermilerin yağdığını artık anlamaları gerekir.

Neden dökülen Müslüman kanının, bir fok balığı kadar değer taşımadığını da artık bilmesi gerekir. 
İnsan haklarından söz eden Batı dünyasının, bu hakları yalnız kendisi için düşündüğünü, düşmanlarına tanımayacağını da fark etmesi gerekir.

Müslümanlara yapılan katliamlar ve zulümlere dünyanın sağır olmasının ve sessiz kalmasının sebebini işte de, bu yeni düşman konseptinden ileri geliyor. 

Batılı bir düşünürün dediği gibi, “timsah ile uzlaşmanın tel yolu vardır, o da onun tarafından yutulmaya razı olmaktır.”

Batı ile de uzlaşmanın bir yolu vardır, bütün zenginlik kaynaklarımız ile birlikte yutulmaya razı olmamızdır!..
Artık ne anlatsın ki bize bu kuşlar, söyleyecek bir şeyi kaldı mı bu manzaranın!...

 
Etiketler: GÜÇLÜNÜN, SAVAŞI, MI,, HAÇLININ, MI?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Ulusal Gazeteler
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

UA-55869546-1